Anılarım

Deniz, Kum ve Çocuk

İlkokul döneminin yaz tatilinde İzmir’e gitmiştik. Uzun bir akraba ziyareti sonrasında deniz, kum ve güneş üçlüsü için kuş adasına doğru yola çıktık. Tabi üçlemede yer alan deniz benim için sadece serinleme ve denize karşı oturmaktan ibaretti. Babamın mesleğinden dolayı sürekli iç anadolu bölgesinde kalma durumumuz olmuştu. Bu yüzden de yüzme öğrenebilecek ne vaktim nede imkanım oldu. Gerçi hala bilmiyor olmam da ayrı bir konu tabi.

Kuş adasına ilk defa gidiyorduk. Ne yapmamız gerektiğine dair en ufak bir bilgimiz olmadan kuş adası sokaklarında gezmeye başladık. Gözümüze çarpan bir otele girdik ve eşyalarımızı bıraktık. Sonrasında koşar adım denize doğru yol aldık.

Denizi gördüğümde, iç karartıcı bina yığınlarından kurtulmuş olmanın sevincini yaşıyordum. O yaşlarda bile betonarme yapılardan bunalmıştım. Çıplak ayak kuma değmek, denizin maviliğine bakarak kokusunu içime çekmek beni inanılmaz mutlu etmişti.

Yarı çıplak bir şekilde denizi izleyip kokusunu içime çekerken bir yandan da kovamı ve küreğimi hazırlıyorduk. Deniz kıyısında kumdan kaleler yapmak ve kendimce bir yaşam yeri inşa etmeye çalışıyordum. Sonuçta yüzme bilmediğim için yapabileceğim en iyi aktivite bu oluyordu.

Kum ile oynama faslı ailemin denize girmem konusunda yapmış olduğu baskılar sonucunda son buldu. Minik adımlarla deniz doğru ilerlemeye başladım. Attığım her adımda arkama dönüp bakıyor, fazla uzaklaşıp uzaklaşmadığımı kontrol ediyordum. Deniz suyu göbek seviyeme geldiğinde durdum. Benim için yeterli ve aşırı derecede heyecanlıydı. Bazen birkaç adım daha adım atıyor, kendimce eğleniyor ve sık sık arkama bakıp uzaklığımı kontrol ediyordum. Su ile oynama fikri ilk başta saçma iken, alıştıkça sevmeye başladım, hiç çıkmak istemedim. Bu çabamla deniz korkumu bir nevi yendimde diyebilirim. Hatta elimle burnumu kapatıp, tüm vücudumu deniz suyunun altına bırakıyordum. Heyecandan kalbim küt küt atıyor, denizden ayrılmak istemiyordum. Kendi halimde bu şekilde eğlenirken bir yandan da yüzen kişileri izliyor, keşke bende yüze bilsem diye aklımdan geçiriyordum.

Denize bu kadar alışmış durumdayken bir den bire yanıma bir çocuk geldi. Benden küçük olduğu çok bariz bir şekilde belli oluyordu. Bir süre sonra çocuk, “abi abi!” diye bana seslenmeye başladı. Çocuğa doğru dönüp efendim dediğimde, “abi yüzme biliyor musun” sorusuyla karşılaştım. Bu soru karşısında üzülerek yüzme bilmediğimi söyledim. Bunun üzerine çocuk “deniz çok tehlikeli abi boğulabilirsin. Kenarda kumla oynaman daha iyi olacaktır.” dedi ve yüzerek oradan uzaklaştı. Bu durum karşısında kendimi kötü hissettim ve gelen tavsiye doğrultusunda denizden çıktım.

Deniz kenarına geldiğimde elime kovamı aldım ve kaleler yapmaya başladım. Kardeşimle birlikte kale yapıyor hatta kendi aramızda yarışmalar düzenliyorduk. Üç beş kale yaptıktan sonra denizden çıkıp gelen birisi “bu kaleleri satıyor musunuz? Hahahahah” diyerek dalga geçmeye başladı. Bir an için “bu nasıl satılır ya?” düşüncesine girdim. Satamayacağımı anlayınca da satılık olmadığını söyledim. Sonrasında ciddi olmadığını ve benimle dalga geçtiğini fark edince fazlasıyla üzüldüm.

Yaşadığım olayla bunlarla sınırlı da kalmadı. Kumsalda yürüyenlerin dikkatsizliği ve kasti hareketlerinden dolayı hazırladığım kaleler ezilmişti. Üşenmeden ve sıkılmadan yenilerini yapmaya başladım. Gelen tavsiyeye uymayıp kendimi denize sürükledim. Artık kaybedecek bir şekim yoktu. Nede olsa nereye gidersem gideyim dalga geçilen kişi olmuştum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir