Madem bir blog kurdum o zaman güncel olaylardan çok kendi anılarıma yer vermeyi doğru buldum. Olması gerekende bu zaten. Hiç bir yerde anlatmadığım yada yeri burası değil diyerek ertelemiş olduğum bazı anılarımı kaleme alma vakti geldi de geçiyor bile…

Anlatacağım bu anım Hafik – Sivas‘ta gerçekleşiyor ve daha 1. sınıftayım. Normalde bu sınıfta okuyan bir öğrenci A, B, C gibi harfleri sayfalarca yazar ve okuma yazmayı öğrenmeye çalışır. Bense erken okuma ve yazma öğrendiği için bu adımları hızlıca geçerek, harflerinden kelimeler oluşturmuş ve bu kelimeleri cümleleştirerek amaçlarım doğrultusunda kullanır oldum. Tabi bu eylemi gerçekleştirirken de karşılık gelmesi de bu adımın daha da hızlanmasına yol açtı.

Açıkçası o günlere dair fazla bir şeyler hatırlamıyorum ama kızında babasının polis olmasından dolayı aynı lojmanda olmamız ve aynı binanın çocukları olarak oynadığımız oyunlar filan derken böylesi bir sevgi ortaya çıkıyor. Dikkat ederseniz sevgi diyorum sevgi! 7 yaşındayım, çocukluk çağının en güzel anlarında kendimi nelere veriyorum öyle… Gerçi aşkın yaşı olmaz değil mi sevgili okur?

Lojmanda kaldığımız zamanlarda pek bir arkadaş çevrem yoktu. Daha doğrusu kaldığımız yer, tam bir yerleşke değildi. Bize yakın olan evler çok fazla uzakta, arkadaşlar ile zaman geçirmek için gidilecek bir yerler değildi. Tabi bundan doğan bir zoraki birliktelikte oldu. Hemde aynı sınıfta olmanın vermiş olduğu yakınlıkta vardı. Lojman ve sınıf arkadaşı olmamız yakınlaşmaya yada bu şekilde yorumlamaya olanak tanıdı tabi. Tabi bununla da kalmadı. Aksiyon ve macera hayatımın daha 1. sınıfında başlamıştı.

2. Döneme girdiğimizde okulda yapılacak olan kalorifer tadilatından dolayı bizi başka bir okula aldılar. Bu okul bizden olduğunca uzaktı. Eh babalarımız da polis olduğu için okula polis arabasıyla giderdik. Bir nevi servis gibi… Bununda ayrı bir havası vardı tabi.

Belirli bir süreden sonra biz bu servisçilik işi eskisi kadar cazip gelmemişti. Akşam eve döneceğimi zaman, okul çıkışında polis aracının ışıklarını gördüğümüzde yandan yanan kaçar eve yürüyerek gitmeye çalışırdık. Nasıl bir cesaretse kaybolma riskini göze alarak yada bu riskin bile ne olduğunu bilmeden çocukça kaçmak… Oyun muydu bu, yok delilik mi? bilemedim.

Ve Son Olarak Güzel Bir Analiz!

Bu makaleyi yazmadan önce mektuba bakıp geçmişi biraz adım. Sonrasında mektuptaki çizimlere biraz baktım. Kız beni kel olarak çizmişti. Evet! kız geleceği gerçekten görmüş olacak ki beni kel olarak çizmiş. Bu benim için güzel bir ayrıntı oldu tabi. Yalnız anlamadığım bir şey var. Neden ikimizi de mutsuz olarak çizmiş anlamış değilim. Bu nasıl sevgililik 🙂 Mutlu olmamız gerekmez miydi?

Her neyse… Sadece aşkın yaşı yok demek için bir şeyler karalamak istedim. 97 yılından kalan bu mektup dışında ne kızı gördüm nede konuştum. 1-2 günlük mini bedenlerin, minik macerasıydı bu.

Bir önceki yazım olan Çamaşır Suyu İle İmtihanım başlıklı makalemi de okumanızı öneririm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir